25 Eylül 2009 Cuma

IRAK MI AFGANİSTAN MI?

Özgür ATAK

Bu yazı Birgün gazetesinde yayınlanmıştır.

"Köylüler su kovası, yağ küpü, neleri varsa alıp tankere koştu. Tankerin üzerinde 10-15 Taliban vardı. Bombalar düşünce etraftaki herkes öldü."

NATO uçaklarının bir yakıt tankerini bombaladığı saldırının görgü tanığı Muhammed Davud'un BBC'ye anlattıklarından bir cümle böyle. Yıllardır, işgalci güçlerin tüm çabalarına rağmen dinmeyen şiddet nedeniyle kağıt üzerinde görünenin aksine derin bir hukuksuzluk yaşanıyor Afganistan'da. Ne zaman, nereden geleceği belli olmayan onca saldırıyla can pazarına dönmüş durumda. Afganistan'da iki petrol tankerinin yetkili Alman komutanın talimatıyla NATO uçakları tarafından bombalanmasıyla yine onlarca insan hayatını kaybetti.

Son seçimlerde kukla yönetim, işgal güçlerinin meşruiyetini sağlayacak bir güven oyu alamadı. Seçime katılmayan bölgelerden Karzai lehine binlerce oyun çıkması, bazı bölgelerde sandıkların kaybolması vb usulsüzlükler iktidarın halkın gözünde ne durumda olduğunu gösteren en önemli baaşlıklar aslında. ABD'li yetkililer dahi bir an evvel ellerindeki kanı temizlemek için ülkeyi Afgan yönetimine devretmek isterken hükümetin yolsuzluklarından dert yanıyor. Bunlar yetmiyormuş gibi ne yapacağını şaşıran işgalciler, kaybettikleri gücü kısa zamanda geri kazanmak için daha kontrolsüz biçimde şiddetin dozunu arttırıyor, düğün bombalıyor, evleri basıyor, bir tankerden dağıtılan petrolü almak için toplanan sivillerin üstne bombalar yağdırıyor...

İktidar savaşında aşiretlerin çekişmeleri, özellikle son seçimde ortaya çıkan Peştunlarla Taciklerin gerilimleri, sürerken Taliban savaş öncesindekinden bile yüksek bir güce ulaşıyor. Hem Afgan gizli servisi ISI içindeki ilişkileri, hem para kaynakları, hem silah gücü, hem de tüm katı şeriat uygulamalarına rağmen artan halk desteği; ABD yetkililerinin "Taliban kazanma sürecinde." yorumları yapmalarına neden oluyor. Öyle ki daha önce kendine yer açma çabasında olup Taliban'a karşı savaşan kimi aşiretler Kabil'e karşı savaşmaya başladılar. Başı boşluk şimdi daha tehlikeli bir hale gelip Kabil'e karşı konum almaya başlamış durumda. Öyle ki memleketin yüzde kırkı merkezi yönetimin denetiminde değil. Ülke bu haliyle Irak'tan beter bir durumda.

Almanya'nın kararsızlığı

3 bin 800 askerle NATO bünyesindeki en büyük üçüncü birlik olan Almanya ise kaosun artmasının arından ne yapacağını tam olarak kesitremiyor. Irakta boş bıraktığı alanı buradan doldurmak konusunda ısrarlı fakat son olay kafa karışıklığını iyice arttırdı. Alman komutan Taleban milislerinin kaçırdığı yakıt tankerlerinin etrafındakilerin isyancılar olduğunu söyleyen bir Afganlı’nın sözüne dayanarak tankerleri bombalattı ve onlarca sivil hayatını kaybetti. Washington Post'a göre Alman komutan bu tercihiyle Nato kurallarını çiğnedi. konuyla ilgili kesin bir yargıya varmadan önce soruşturma başlatılmasını isteyen Merkel, kendisine yöneltilen eleştrilere karşı, Afganistan'da kalmak gerektiğine dair söylemini güçledirdi. Hatta Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ve Britanya Başbakanı Gordon Brown ile birlikte BM'den yıl sonuna kadar bir Afganistan Konferansı düzenlenmesini istediklerini hatırlattı.

Almanya Savunma Bakanı Franz Josef Jung ise tüm pişkinliğiyle, Almanya'nın daha yoğun bir şekilde Taliban'ın hedefine kaydığını, bu nedenle Afganistan'da gittikçe daha sık çatışmalara girdiklerini belirterek, petrol tankerlerine yönelik hava saldırısıyla ilgili olarak hiç kimsenin önceden yargılanmaması gerektiğini, talimatı veren Alman komutanın da, söz konusu petrol tankerlerini Alman askerlerine karşı kullanılabilecek somut bir tehdit olarak gördüğü için zor bir karar vermek zorunda kaldığını, bu nedenle yalnız bırakılmaması gerektiğini söyledi.
Muhalefetteki Hür Demokrat Parti'nin (FDP) Genel Başkanı Guido Westerwelle batı demokrasilerinin aslında bir bakıma nasıl işlediğini gösteren bir tavırla, çoktan gerekli gördükleri hükümet açıklamasını desteklediklerini belirterek, hiçbir ülkenin diğer bir ülkeye rahatlıkla asker gönderemeyeceğini, ancak Alman askerlerinin Afganistan'da görev yapmalarının öncelikle Alman halkının güvenliği için şart olduğunu ifade etti.

Rheinland-Pfalz eyaletinin Başbakanı, SPD eski genel başkanı Kurt Back'ten ise yeni bir "Taliban Açılımı" yapmak gerektiğini söylüyor. Seçimler sonrasında Afganistan'da barış sürecine Taliban'ın da dahil edilmesini istedi. Taliban'ı oluşturan farklı gruplar arasında ayrım yapılmasını isteyen Beck, “Şiddet yanlılarıyla müzakere masasına oturun demiyorum, ama Taliban bünyesinde de barış sürecine çekilebilecek güçler olduğu unutulmamalı” diyor...

Avrupalılar sebep oldukları ölümlerin, kaybettikleri askerlerinin kendilerine ne kadar yarar sağladığını tartışırken Türkiye'nin dış işleri bakanının ağzından "Biz Osmanlıyız" sözlerini duymak gerçekten moral bozucu. Almanya ve İngiltere'nin erkekliğe laf söyletmemek için; tüm olumsuzluklara rağmen asker arttırma düşünceleri aslen teknik ve yöentimsel boyutta bir arttrım olacak gibi görünüyor. Bu surumda sivil öldürmek, düğün bombalamak, Talibanla çatışıp ölmek gibi sıradan ve güncel işleri yapacak başka ülkelere ihtiyaç doğuyor. Bu ihtiyaç da eski güzel günlerin özelmiyle yanıp tutuşan hayal perestlerin mesnetsiz çıkışlarıyla kapanacak gibi görünüyor. Allah vere de Osmanlı'nın ruhunu hortlatma hevesiyle onlarca vatan evladını Afganistan çöllerinde heba etmesek.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder