27 Mart 2009 Cuma

KİMLER DOST, KİMLER DÜŞMAN? (2)

Özgür ATAK
ozguratak@gmail.com
http://fotografneyianlatir.blogspot.com/

Bu yazı Birgün gazetesinde yayınlanmıştır.

Geçen hafta başı, ABD Dış İşleri Bakanı Hillary Clinton’un Obama’nın ağzından yaptığı açıklamalar, tüm belirsizliklerine rağmen Rusya ile gelecek dönemde mümkün olduğu kadar dostane ilişkiler geliştirmek niyetinde oldukları yönündeydi. Rusya da, her ne kadar uzatılan eli havada kapma sevdalısı olmasa da, bu niyetlere tepkisiz kalmayacağını ve üstüne düşeni yapacağını açıklamıştı.

Bilindiği üzere 2009 itibariyle tartışmalar ve gerilimler iki başlıkta yoğunlaşıyor. Birincisi ABD’nin Orta Asya ve Orta Doğu ile ilgili planlarını fütursuzca uygulamaya koyması ve bu durumun gittikçe Rusya’yı endişelendirmesi. Bunun karşılığı ise Rusya’nın eski Sovyet cumhuriyetlerindeki ABD etkisini azaltmak için her türlü imkânı seferber etmesi ve İran’ın elini güçlendirecek her türlü açılıma destek vermesiydi. İkincisi ise bir türlü netleştirilemeyen NATO meselesi. Gürcistan ve Ukrayna başta olmak üzere NATO’nun sınırlarını Rusya’yla komşu yapma girişimi ve uzantısı olarak, o çok konuşulan ve hala sonuçlandırılamayan Füze Kalkanı projesi.

Bahsi geçen tüm konularda taraflar karşılıklı olarak iyi niyet gösterip geri adım atma arzusunda olduklarını her seferinde dile getiriyorlardı ve bu niyetler geçen hafta devlet başkanları ve dış işleri seviyesinde ifade edilmişti. Ve biz de sormuştuk; kim dost kim düşman diye. Demokrasi hayranlığıyla bakıldığında bu kafa karışıklığını abarttığımız düşünülebilir. Fakat kafaların karışmasının ne kadar haklı olduğunu gösteren şahin bir çıkış tüm bu konuşmaların ardından, aynı haftanın ortasında Rusya Devlet Başkanı Dimitriy Medvedev’den geldi. Rusya’nın NATO’nun artan tehdidine karşı koymak için hem konvansiyonel silah kapasitesini hem de nükleer gücünü arttırmayı planladığını söyledi.

Medvedev, üst düzey generallere yaptığı konuşmada 2011’den itibaren kara ve deniz ordusunun güçlendirileceğini dile getirdi. Bu güçlendirme sadece modernizasyon ve yeni donanımların alınması/ üretilmesi değil silahlı kuvvetlerin savaşa hazırlıklı olma kapasitesinin de arttırılması şeklinde olacak.

Medvedev’in bu şahin çıkışları yetmiyormuş gibi peşinden bir de savunma bakanı Anatoli Serdyukov dünyada içinden geçilen süreç itibariyle silahlı çatışma potansiyelinin ve dolayısıyla Rusya’nın bu türden saldırılara maruz kalma riskinin arttığını vurguladı. Rus askeri yetkililer her durumda, dünyadaki askeri ve siyasi gelişmelerin ABD yöneticileri tarafından belirlendiğini ve bundan ülkeleri adına rahatsızlık duyduklarını belirtiyorlardı. Öyle ki Serdyukov sadece askeri konulardaki talep ve önerilerini sıralamakla kalmadı. ABD’nin Orta Asya ve Rusya’ya sınırı olan tüm coğrafyadaki yer altı zenginliklerine göz diktiğinden yakındı. Konuşmasının hemen ardından isimleri duyurulmayan askeri yetkililer 1 Aralık’ta stratejik silahsızlanma anlaşması START 1’in süresi dolar dolmaz Rusya’nın kendi sınırlarında uygun gördüğü birçok yere çok başlıklı kıtalar arası füzeler konuşlandırmayı planladığını açıkladılar. Hatırlanacağı üzere geçen haftaki konuşmalarında iki taraftan da START 1’in süresi dolar dolmaz ondan daha kapsamlı ve geçerlilik süresi daha uzun bir anlaşma yapılaması konusunda açıklamalar gelmişti. Adeta şizofrenik bir biçimde söylediklerinden tamamen ters niyetler ve kararlar çok kısa sürelerde dünya kamuoyuna açıklanıyor.

Kuşkusuz tüm bu karşılıklı yapılan iyi niyet açıklamaları ve ardından gelen “biz işimize bakarız” ifadeleri iki ülkenin de birbirlerine karşı ellerini güçlendirme çabaları olarak adlandırılabilir. Tarafların hem kendi hem de uluslar arası kamuoyuna karşı sergiledikleri bu tutum Obama-Medvedev görüşmesinden önce “dik durma” gayretlerinden başka bir şey değil. Fakat ne yazık ki adı geçen bölgelerdeki ülke yöneticileri (buna Türkiye de dahil) bu çıkar yarışında yapılan açıklamalara aldanıp kendilerine pay çıkarmaya çalışıyorlar. Gün olup devran döndüğünde ve düzen yeninde kurulduğunda ise açıkta kalıyorlar. Olan yine o küçük aktörlerin masum halklarına oluyor. Bunlara en büyük iki örnek; bilindiği üzere, Ukrayna ve Gürcistan.

Belki bu iki örnek sayesinde hayale kapılmamak gerektiği anlaşılabilir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder