27 Mart 2009 Cuma

KİMLER DOST, KİMLER DÜŞMAN?

Özgür ATAK
ozguratak@gmail.com
http://fotografneyianlatir.blogspot.com/

Bu yazı Birgün gazetesinde yayınlanmıştır.

İçinden geçilen küresel mali kriz, dost düşman kavramlarının yeniden yapılmasına neden oluyor. Düne kadar sürekli karşı cephelerde yer alan isimler birbirlerine dost eli uzatmaya başladı. Özellikle hegomon güçler, rekabetin maliyetini düşürmeye çalışıyor. Tüm dünyanın bir numaralı umudu haline gelen Obama bir taşla iki kuş vurmak niyetinde, uluslar arası kamuoyunda tartışmalara konu olan bir dizi başlıkta, “barış” dolu kararlarını açıklıyor. Zira ABD çıkarlarını korumak ve geliştirmek için girişilen onlarca kanlı proje geçtiğimiz on yıl içinde umulduğu kadar büyük kazançlar sağlamadığı gibi hem saygınlığın yitirilmesine hem de büyük paralar kaybedilmesine neden oldu. Soğuk savaşın en sert yaşandığı yıllarda ortaya atılan ve “Yıldız Savaşları” olarak kodlanan deli saçması, fantastik projeye benzeyen füze kalkanı girişiminin de; uygulamaya konulması halinde götürüsü, hayal edilen getirisinden çok fazla olacak bir girişimdi. Yıllardır tartışılan ve özellikle de Rusya’ya karşı bir koz olarak rezerv tutulan bu projenin şimdilerde “barışçı” duygularla rafa kaldırılması gündemde. Kuşkusuz bu iyi niyetin bir karşılığı olmalı. ABD dış işleri vazgeçme sinyalleri verdiği füze kalkanı girişiminden ancak, Rusya’dan talep ettikleri kimi “istikrar” önlemleri karşılığında kesin olarak vazgeçebileceklerini dile getiriyor.

Üstelik bizzat Obama’nın kendisi Medvedev’e, Rusya’nın İran’a nükleer enerji alanındaki desteğini çekmesi durumunda Doğu Avrupa üzerine yerleştirilecek füze savunma sisteminden vazgeçebileceklerini söylüyordu [Washington Post].

Geçtiğimiz hafta Rusya ise, ABD’nin NATO ülkelerini koruyacağını iddia ettiği Füze Kalkanı yerine eğer böyle bir proje hayata geçirilecekse bu projenin silah çeşidi açısından çok da geniş ölçekli ve küresel bir savunma sisteminin geliştirilmesi gerektiğine vurgu yaptı. Öte yandan Amerika ile nükleer silahları azaltma antlaşması yerine yeni bir anlaşma yapmak istediğini, bunun Washington ile ilişkileri “yeniden başlatmak” için bir ön şart olduğunu ifade etti [Reuters].

Bunun üzerine Cenevre’deki görüşmelerde Hillary Clinton, stratejik saldırı silahları konusunda Rusya ve Amerika’yı bağlayan yeni bir yasal anlaşmanın bir an önce gerçekleştirilmesi ve görüşmelerin yeniden başlaması için ne gerekiyorsa yapılmasını istedi. Öyle ki Soğuk Savaş sırasında imzalanan ve süresi bu yılın sonunda dolacak olan uzun menzilli nükleer silahların azaltılması, START 1, anlaşmasının yerine yeni ve daha kapsamlı bir anlaşmanın geçmesi gerektiğini de belirtti.

Hillary Clinton’dan sonra konuşan meslektaşı Lavrov ise yeni bir anlaşmanın sadece nükleer silah başlıklarıyla sınırlı kalmaması “aynı zamanda kıtalararası balistik füzeleri, denizaltı balistik füzeleri ve ağır bombardıman uçakları gibi stratejik dağıtım araçlarını da içermesi” gerektiğini söyledi.

Kuşkusuz tüm bu açıklamalar ve planlanan barışçı politikalar, silahların etkinliğini azaltmak konusunda ümit verici ve sevindirici. Fakat bütün bu silahsızlanma nutuklarına rağmen dünyanın birçok yerinde devam eden satışlar, dile getirilen niyetlerin hiç de temiz ve saf olmadığını düşündürüyor.

Obama’ile duymaya başladığımız değiştik, değişiyoruz söylemlerine paralel biçimde ortaya konan kimi kararlar ve girişimler bir yana, bölgesel siyasi krizlerin çözümünde hiçbir belirleyici rol üstlenmeyen ABD’nin, elinin özellikle de ekonomik olarak ne kadar zayıfladığı açıkça görülüyor. Altından kalkılamayacak hale gelen askeri harcamalar, maceracı politikaların sonunun geldiğini haber veriyor. Fakat bu son bizim anladığımız ya da hayal ettiğimiz biçimde bir mutlu son değil ne yazık ki. Kanlı cephe bu kadar zayıflamışken umarız dünya kamuoyunun sağduyusu kalıcı insani adımlar atmayı becerir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder